2013 yılında Brandmail / Brandlife’ta yayımlanan “Teknoloji ve İnsan” başlıklı yazım; teknoloji ve insanlık arasındaki ilişkiye dair yansımalarıyla bugün hâlâ aynı ölçüde — hatta belki daha da fazla — güncelliğini koruyor.
2025 yılında Sensera Edition kapsamında yeniden yayımlanarak, fikirleri bu kez insan ve teknoloji arasındaki yeni iletişim biçimlerinin ışığında evrilmeye devam ediyor.
Teknoloji ve İnsan
Kendi salonumuzda otururken pek çok farklı ülkeden dostlarımızın katılacağı sanal partiler düzenleyebileceğimiz, bir gözlük sayesinde karşılaşacağımız herkes hakkında anında bilgi alabileceğimiz, dünyayı tamamen birbirine bağlayan, karar verebilen ve düşünen makinelerin üretiminin gün geçtikçe arttığı, buna ise kısaca “teknoloji gelişiyor” dediğimiz bir dönemdeyiz.
Bütün bu teknolojik gelişmelere baktığımızda, size de teknoloji sağ beyin ile sol beyni, beden ile ruhu, madde ile enerjiyi birleştiriyor gibi görünmüyor mu?
Sağ beyni ile sol beyni dengede çalışan bir insan, gördüğü hatta sadece düşündüğü birisi hakkında fikir sahibi olabiliyor; dünyanın neresinde olursa olsun hisleri sayesinde iletişim kurabiliyor ve hatta ortak bilinçle bağlantı kurarak tüm gerçekliği etkileyebiliyor…
Kısacası teknoloji bize sadece kendimizi; insanı gösteriyor…
O dönemde dile getirilen birçok fikir soyut ya da geleceğe ait görünüyordu. Ama bugün, bu fikirler günlük yaşamın dokusuna işlemiş durumda.
Sensera’da teknolojiye bakışımız, işte o erken sezginin üzerine inşa ediliyor.
Ya teknoloji, insanlığın ötesinde bir şey yaratmakla değil, daima insanın içinde mümkün olanı görünür kılmakla ilgiliyse?
Teknoloji, kapasitelerimizi icat etmek yerine; onları yansıtıyor olabilir mi?
Zihnin gerçekliği bir veri alanı gibi tarayışını, duyguların bir sinyal gibi iletmesini, sezginin ise mantığın ulaşamadığı yerlere ulaşarak görünmezi birbirine bağlamasını…
İşte bu yüzden Sensera’da biz, teknolojiyi ayrı bir güç olarak değil, insan ruhuna tutulmuş bir ayna olarak görüyoruz — hem parlaklığımızı hem kör noktalarımızı, hem kolektif hafızamızı hem de bir sonraki oluşumumuzu yansıtan bir ayna olarak.
– Ahu Sarıalioğlu
